Eyvah kızınız / oğlunuz çabucak büyüdü ve ergenliğe adım attı. Kesinlikle bu kadar zor olacağını düşünmemiştiniz değil mi? O kapıları çarpmalar, anlamsız inatlaşmalar, her durumda kendini gösterme ben buradayım deme çabası, sivilce savaşları, ayna karşısında geçirilen uzun saatler, 18 kat artmış olan cinsiyet hormonu salgılanmasından dolayı karşı cinse artan bir merak, siyah-beyaz düşünme tarzı, omnipotent haller, siz hariç herkesi umursuyor gibi görünen sinirli bir yaratıkla (!) yaşamanın zorluğu, otorite sorunları, kimlik krizi ve daha nice sorun. Size şimdiden kolay gelsin☺ Ama umutsuzluk yok. Onlar ergense biz de yetişkiniz ve iyimserpsikoloji.com ekibi olarak bu konuda söyleyecek çok şeyimiz var.
İsterseniz söze şöyle başlayalım:
Ergenlerin sorunları sadece onların sorunu değildir ve mutlaka aile tutumlarının da çorbada tuzu vardır.
Sonuçta aile döngüsel nedensellikle işleyen bir sistemdir ve bu sistem içinde edilen her söz, sergilenen her davranış bir yerlere dokunur, bir şeyleri etkiler yani, bir sonuç doğurur.
Aşırı koruyucu helikopter ebeveynler, çocuğa yeterli söz hakkı ve alan bırakmayan otoriter ebeveynler, model olmaktan uzak aşırı liberal/ilgisiz ebeveynler, kendi travmalarının bedelini farkında olarak ya da olmayarak nesiller arası aktarım yoluyla çocuğa aktaran yaralı ebeveynler, kendi hayallerini zorla çocuğuna giydiren aşırı rekabetçi – narsistik – nevrotik ebeveynler vb. pek çok olumsuz ebeveyn modeli ergende patolojik davranışların artmasında istemeden-bilmeden rol oynuyor.
Ergende 11-12 yaşlarından itibaren soyut düşünme yetisi gelişir ve artık o bu dönemlerden itibaren kendi aklıyla, kendi ahlaki normlarıyla düşünme eğilimindedir.
O yıllara dek bizim doğrumuzu doğru bilen çocuğumuz artık başka biri olmak, bağımsız olmak, kendi olmak istemektedir. Biz ebeveyn olarak eski mevzilerimizi terk etmemekte direnir ve değişimi göremezsek çatışma kaçınılmazdır. Kapılar çarpılır hışımla. Erich Fromm’u alalım tam da bu noktada sohbetimize: “Çocuğunu en çok seven anne baba der Fromm onu bağımsızlığa doğru götüren, onun bağımsız olmasına zemin hazırlayandır. Halil Cibran da buna benzer harika bir söz eder: “Çocuklarınız sizin çocuklarınızdır ama onlar size ait değildir.”
Beynin mantıklı düşünme ve muhakeme yeteneğiyle ilgili olan frontal lobu ergende gelişimini henüz tamamlamadığı için (bu yaklaşık 25-26 yaşlarına kadar sürer) bir ergen siyah-beyaz düşünme eğilimdedir. Onun için iyiler ve kötüler vardır, kesin doğru ve kesin yanlışlar vardır. Henüz her olabilirliğe açık değildir ve kestiremez. Çatışmanın bir kısmı da bundandır. Katıdır ergen, pek esnemez. Gerçi ülkemiz yetişkin görünümlü ergenlerle doludur ve ulus olarak esneklik sık rastlanan bir özelliğimiz değildir zaten.
Omnipotenttir ergen. Tümgüçlü yani. Her şeye gücü yetecek sanır. Arabaya biner kemeri bağlamaz, sorunca da “bana bir şey olmaz” der. Öyle inanır çünkü. Gücünü ve zaafını bilmez pek, sınırlarını bilmez. Kural sevmez. Nasıl çatışmayacaksın değil mi☺
Ergenliğin en zor yanı da kimlik krizinin yaşandığı bir dönem olmasıdır. Ben kimim diye hepimiz sorduk kendimize o yaşlarda ve cevaplarımızı alıp devam ettik yolumuza. Ama karakterin omurgasının oluşturulduğu, bağımsızlığın kazanılmaya çalışıldığı ve temel sorulara cevaplar arandığı bu dönem kesinlikle çok sancılıdır. Üstüne bir de o çılgın sivilceler☺ Çatışma kaçınılmazdır. Tadını çıkarın☺
Öyleyse çatışma doğal ve kaçınılmaz. Peki ya çözümler? Elbette sorunlardan daha çok çözüm var. Öncelikle çocuğumuzun benlik bütünlüğüne, bağımsızlık arzusuna (elbette belli bir miktarda kontrolü sağlayarak) ve varoluşuna saygı duymakla başlayabiliriz. İletişim dilimizi ve empati gücümüzü geliştirebiliriz. Ve daha pek çok çözüm olanağı var. Anlamak, gelişmek, dönüşmek isteyenler için hayat sonsuz olanaklar sunuyor.
Biz de iyimserpsikoloji.com ekibi olarak bu imkânları sizinle buluşturmak için hevesliyiz. Ergenlerimizi de sizi de seviyoruz…

