Artık Daha Kaygılıyız

Peki Kaygı Nedir?

Psikolojide anksiyete olarak bilinen kaygı, tehlikeli durumlarda, “vücuda meydan okumaya hazır olması gerektiğini haber veren” sinyaldir.  Kaygılanarak vücudumuza tehlikeye hazır ol mesajı veriyoruz bir bakıma. Doğal ve gerekli olan kaygı hissedilmeye başlandığında nefes alış verişi ve kalp atışı hızlanarak kaslara daha fazla oksijen gitmesi sağlanmaktadır. Böylece vücut, tehlikeli durumlara kendini hazırlamış olmaktadır. Tehlikeli durumların farkına varmak gerektiğinde kişi bu dürtüyle tetikte beklemektedir. Doğal anksiyete olarak adlandırılan bu dürtü sayesinde, trafikte yaşanacak herhangi bir tehlikeli durumda direksiyona ani müdahale etme, sınavda daha iyi performans sergileme gibi durumlara yardımcı olmaktadır. Aslında kaygılanmak, günlük hayatta sorunlarla baş edebilmek ve hayati durumlarla karşılaşıldığında hızlı karar verebilmek için gereklidir. Yani bu yönüyle kaygı faydalı ve gerekli bir şeydir. Kaygı bizi tehlikeli durumlarda koruyan bir panik butonudur aslında.

Araştırmalara göre ortalama kaygı düzeyi 1950’li yıllara nazaran iki kat artmış durumda. Modern insan artık daha kaygılı. Buna bağlı olarak konulan kaygı bozukluğu tanısı da hayli çoğaldı. 

Peki Neden Bu Kadar Kaygılıyız?

Çünkü günümüzde hayat artık daha karmaşık, daha talepkar ve kesinlikle daha rekabetçi. Seçenekler çok arttı ve kafalar çok karışık. Eskiden nispeten daha küçük çevrelerde, sınırları daha belirgin ve daha basit hayatlar yaşıyorduk. Mahalleden bir kızı ya da oğlanı sevip onunla evleniyorduk mesela. Şimdi aklımız hep seçmediklerimizde. Bir mahalle kültürü ve belli bir dayanışma ortamı vardı. Zenginliğini arsızca gözümüze sokmaya çalışan bu kadar insan yoktu. Yoksulla zengin arasındaki uçurum bu kadar açılmamıştı ve insani değerler bu denli önemsizleşmemişti. Saygı ve sevgi hala önemli değerlerdi. O melodram havasındaki Türk filmleri bu iklimin ürünüydü ve toplumda bir karşılığı vardı.

Şimdi ise işler değişti. Görüntünün, görünür olmanın çok önemli olduğu adeta bir “cilalı imaj çağı”ndayız. Görünür değilsen, ağ içinde değilsen yok gibisin. İlkel insan için en büyük tehdit yaşamsal tehditti, onun en büyük kaygısı hayatta kalmaktı. Modern insan içinse  durum çok farklı . Şimdi en büyük tehdit “sosyal tehdit” yani, bir gruba ait olmak, beğenilmek, onaylanmak ve dışlanmamak. Dolayısıyla iletişim, empati, kendini ifade edebilmek ve duygu okuryazarlığı gibi beceriler çok daha önemli hale geldi ama insan-makine etkileşimi çok arttığı, insan-insana iletişimin yoğunluğu azaldığı için de bu becerilerimiz köreliyor. Bu da elbette kaygıyı arttıran bir şey.

Dayanışma havası kaybolduğundan ve  daha kabuğuna çekilmiş izole hayatlar yaşadığımızdan olmalı artık insanlar genel olarak daha acımasız, daha bencil ve daha rekabetçi. Bu da doğal olarak kaygıyı arttıran bir iklim.

İş hayatı çok karmaşık ve talepkar, çocuk yetiştirmek çok zorlu bir görev, çocuk ya da ergen olmak zor, insanları anlamak-anlaşılmak zor. Elbette bu ve buna benzer zorluklar KAYGI düzeyini arttırıyor ister istemez.

Peki Kaygının Panzehiri Ne?

Öncelikle gücünün ve zaafının farkında olan sağlam bir özgüven çok işe yarar. Çünkü kaygı daha çok başa çıkamayacağım duygusundan beslenir. Başa çıkma stratejilerini geliştirmek de işe yarayacaktır. Öz değer duygumuz yüksekse yani, kendimizi değerli hissetmeyi başarabiliyorsak da işler daha kolay. Kaygılı insan belirsizliğe tahammül edemez ve hep kesinlik arayışı içindedir. Bu anlamda belirsizliğe katlanmamızı sağlayacak bilişsel beceriler edinmek de kaygıya teslim olmamak için gerekli becerilerdendir.

İyimserpsikoloji ekibi olarak kaygı için söyleyecek daha çok sözümüz var. İyimserliği ve kararlılığı elden bırakmadan, uygun tekniklerle üstüne giderek aşılmayacak kaygı yoktur. İnsan kaygıdan çok daha büyük bir varlıktır…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı